11-07-2016 HÜSAMETTİN TAT

Ramazan geldi, geliyor derken geldiler ve gittiler. Ramazanı da, bayramı da uğurladık. Bir hevesle bekledik üç ayların sonuncusu Ramazan ayını. Ramazan ayı geldi, oruçlarımızı tuttuk, Teravih namazlarımızı kıldık, mukabelemizi yaparak Kuranımızı okuduk, ibadetlerimizi ve hayır, ha senalarımızı yaptık. Feyizlindik, bereketlendik, ruhen arındık. En sonunda bize mükâfat olarak verilen bayramımızı karşıladık. Sevinçle karşıladığımız Ramazan’ı ve Bayramını üzüntüyle uğurladık.

Üzüntü ile uğurladık, gelecek yıllarda da gelmesi ve bizlerinde görmesi için dua ettik. Hayırlısı ile Cenabı-ı Allahtan tekrarını istedik. Uğurlamanın üzüntüsünü yaşarken, üzüntümüz katlanarak arttı. Çünkü bayram tatilinin uzun olmasından dolayı, bayramın sonuna kadar, (son aldığım haberlere göre) doksan sekiz vatandaşımızı maalesef trafik kazasında kaybettik. Bayramın birinci günü bayramlaşmak için askeri birliklere giden subay ve eşlerini taşıyan helikopterimiz düştü, yüksek rütbeli subaylarımızı ve ailelerinden sekiz vatandaşımızı şehit verdik. Üzüntümüz bu yüzden kat be kat katlandı. Bu üzüntülerimizin arasında diğer taraftan güzel şeyler de olmadı değil tabi.

Bayram nedeniyle akrabalarımızı ve büyüklerimizi ziyaret ettik. Büyüklerin ve küçüklerin bayramlarını kutladık. Büyük olduğumuzdan dolayı, küçüklerimiz bizleri ziyarete geldiler. Çoktandır görüşemediğimiz dost, akraba ve arkadaşlarımızla Bayram sayesinde görüştük, konuştuk ve eskileri yâd ettik. Gidemediğimiz, ziyaret edemediğimiz büyüklerimizi telefonla aradık ve arandık bayramlarını kutladık.

Bunları yaparken geçmişe gittik. Hayallerimizle, anılarımızla çocukluğumun bayramlarına gittim. Gençliğimde ki anam ve babamın sağlığında ki bayramlara konuk oldum. İçimde buruk bir tat ve ruhumda ince bir sızı bırakarak. Gittiğim yerlerde yapılan ikramlarda, ya da bana gelen konuklarımın ziyaretinde yaptığım ikramlarda hep geçmişi anımsadım, gözlerim dolarak yüreğim burkularak anımsadım.

Bayramların gelmesiyle bir sevinçle çocuklarımı yanıma alarak köyüme, anamın, babamın yanına bayrama giderdim. Bizleri her zaman olduğu gibi anacığım koşarak karşılar, sarılır, öper koklar hasret giderirdik. Ortam biraz sakinleştiğinde konuşur, hal dert dinlerdik. Karşılıklı paylaşırdık sorunlarımızı, sevinçlerimizi, tasalarımızı. Daha sonra başka ilden amcam ve çocukları gelirdi. Onları karşılardık el birlik. Diğer yandan komşumuz olan amcam ve eşi katılırdı bizim bu ortamımıza. Komşular gelirdi bizim geldiğimizi duyan komşular. Mutluluğumuza, sevincimize onlarda ortak olurdu. Sofralar atılırdı beşer altışar kişilik üç dört sofra olurdu evin her odasına. Oturur yer sofrasında paylaşırdık yemeğimizi, mutluluğumuzu. Anam, babam mutlu olurdu bizleri gördükçe bu ortamdan. Bizler zaten mutlu olurduk yaşanılanlardan. Her bayramda tatlı olarak baklavayı anacığım mutlaka yapardı ilkel ortamlarda. Gün boyu uğraştığını bilirim; açacağım, yapacağım, kül ve köz ateşinde pişireceğim diye saatlerce uğraşırdı. Yaptığı yemekleri, tatlıları bizlere yedirdikçe ikram ettikçe mutluluğu kat be kat artardı. Yedirmeyi, içirmeyi, ikram etmeyi çok ama çok severdi.

Bu günlerde olduğu gibi yine bayram biter, herkes geldiği yerlere gitmek için hazırlıklara başladığında ortama bir hüzün çöker, vedalaşmalar ağır olmasına rağmen, gözyaşları eşliğinde yine de vedalaşırlar ayrılık zamanı yaklaştıkça hüzünler ve sıkıntılar artardı. O yüzden oldum olası vedalaşmayı hiç sevmem. Vedalaşılır, helalaşılır, gelecek bayramlar da, izinlerde buluşmak üzere dilekler dilenir, dualar edilirdi. Gözü yaşlı olurdu bu ortamlarda gidenlerin de, kalanların da.

Evet, dostlar, bayram dedik nerelere geldik. Mutlaka sizlerin de böyle geçmişe yönelik anılarınız vardır diye düşünüyorum.

Ramazanı da, Bayramı da uğurladık.

Hatıralarımızla ve anılarımızla gözlerimizden akan yaşlarla baş başa kalarak.




HÜSAMETTİN TAT Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler


Burç Yorumları