ak parti

Ege Teknik Daikin

22-11-2016 FAHRETTİN KOYUNCU

Futbol deyince, ilkokulda teneffüslerde soluk soluğa bir topun peşinden koşuşumuz ve ardından girdiğimiz dersin ilk on dakikasının nefeslenmeyle geçtiği günleri hatırlıyorum.

İyi bir “bek”tim o zamanlar. Top geçer, adam geçemezdi. Canla başla mücadele ederdim, takımımın gol yememesi için.

Futbolu sevip de takım tutmamak olur mu? Olmaz elbet. Galatasaraylıydım çocukken. Şimdi de Galatasaraylıyım elbet. “Ara”yı anlatmak için çocukken diyorum. Ne kavgalar ederdik takımımız adına!

Trabzonspor’un şampiyonluk yılları, benim de bir şeyleri anlama yıllarımdı. “Güzel günler”in çok uzak olmadığına inanmaya başlamıştık. “Eşitlik, özgürlük, adalet” en çok duyduğumuz ve kullandığımız sözcüklerdi. İşte Trabzonspor da böyle bir ortamda şampiyon oldu.

Bir Anadolu takımı olarak Trabzon Spor’un üç büyükleri sollayarak şampiyon olması, adını dördüncü büyük olarak futbol tarihimize yazdırması, adalet anlayışıma uygun olarak beni Trabzonsporlu yapmıştı.

12 Eylül, sanki sadece bizim gelecek hayallerimizin değil, Trabzonspor’un da üzerinden geçmişti. Anadolu’nun başta oluşu, üç dört yılda bitivermişti. Odamın camına “Ordu-Trabzon-Rize: İstanbul’a yok vize!” yazılı gazete kupürü asmış olsam da ben hiç vazgeçmediğim Galatasaray’a döndüm. Hâlâ  iyi bir Galatasaray taraftarıyım.

1987’deki GS-Monaco maçını İzmir-Hatay’da, okul arkadaşım Rasimlerin mahalledeki kahvede dizlerim titreyerek izlediğimi ve maçın bir türlü bitmek bilmediğini, maç bitmezken de Cüneyt Tanman’ın ayağından seken topu bir Monacolu futbolcunun kalemize gol olarak yolladığını dün gibi hatırlıyorum.

Şimdi mi? Şimdi iyi bir futbol izleyicisi ve yorumcusuyum. (Hatta televizyon kanallarından yorumculuk teklifi bekliyorum.) Tuttuğum takım yenilince canım sıkılıyor, moralim bozuluyorsa da futbol izlemeye devam ediyorum




FAHRETTİN KOYUNCU Diğer Yazıları
Köşe Yazarları
Çok Okunan Haberler


Burç Yorumları